Solak, Solaklar, Solak Olma, Solak Çocuk, Sol el, Solyan

Kapat

Ben mektup yazmayı beceremeyenler taifesindenim. Halbuki severim mektup kültürünü, kökleri ta ötelere uzanan. Yazarların, düşünürlerin, sanatçı ve filozofların yüzyıllar boyunca aralarında gidip gelen, hem dostane hem kıskanç mektupları takip ederim dinmeyen bir merakla. Çoğu zaman, geçmişte yaşamış bir yazarı tanımanın en aklıselim yoludur onun kaleme aldığı mektuplara yakından bakmak. Orada söylenenleri ve söylenilmeyenleri okumak, satır aralarını. Benimse ne mektup, ne kart, ne de kısacık not, mümkün mertebe boş kâğıda mürekkep damlatmayışımın sebebi başka: El yazımdan hiç mi hiç hazzetmiyor olmam.

El yazım ve ben iki ayrı gezegeniz. Dönüp dursak da aynı uzayda, bir türlü kesişmez yörüngelerimiz. El yazım gider Mersin’e, ben tersine. Ne vakit bir dolmakalem alıp yazmaya kalksam, en fazla üç satır sürer sevkim, enerjim. Bırakıveririm. Bıkıveririm. Bakarım uzaktan bir yabancıya bakar gibi karaladığım harflere. G’lerin kuyruğunu uzatmalı mı, sarkıtmalı mı, düz mü çekmeli? Y’ler tombul mu olmalı cılız mı? Hâlâ karar veremem. Benimseyemem. Hissedemem. Uzaklaşırım.

Doğduğumda, yani çocukluğumda solaktım. 1970’ler ortası Ankara’da, o dönemin anlayışına göre benim gibilere “düzeltilmesi gereken arızalar” muamelesi yapılırdı. Gençlerin tatlı dille, telkinle, o da olmadı cezalandırmak suretiyle sağ ele geçiş yapacaklarına kesin gözüyle bakılırdı. Olur da ısrar edersek, “Sol elimi kullanmak istiyorum” dersek, çatal-kaşık yahut kalem-silgi tutan elimize vurmak, bir elimizi masanın altında tutmak, bazen de notumuzu kırmak gibi yollara başvurulurdu. Dolayısıyla, kimi iyi niyetli ama bilgisiz, kimi dediğim dedikçi ve tahammülsüz büyüklerin yanlış yönlendirmesiyle solaklığımdan arındım; sağ elle yazmaya başladım.

Şimdi bakıyorum çocuklarımın ikisi de solak. Bense seneler var ki sol elle ne çatal tutuyorum ne kalem. “Endoktrinasyon” işe yaramış demek ki. Ancak bu sistematik propagandanın ve yukarıdan aşağıya “normalleştirme”nin bende yarattığı sonuç el yazımla bir türlü barışamamak, bütünleşememek oldu. O yüzdendir gıptam, içtenlikle mektup yazabilen yazarlara; iç dünyalarını açıp fikir alışverişinde bulunanlara; e-mail ile değil tabii, kâğıt, mürekkep kokuları arasında.

Not: Yazı, Elif Şafak’ın Habertürk’teki köşesinden alınmıştır.

Yazar Hakkında

Anonim {Solaklar}admin@solaklar.net

Solaklar, solak, sol elini kullanan, her iki elini de kullanmaya çalışan insanların sol el duyarlılığını geliştirmek, dönüşmeden, solak olarak kalarak da başarılı olunabileceği fikrini yaygınlaştırmayı hedeflemiş bir portal projesidir. Destek olmanız bizi sevindirir.

Yorumlar


Sen de Yorumla!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.